Creed II: Efsane Yükseliyor

Her ne kadar Rocky Balboa efsanesine 2006 yılında serinin 6. filmiyle veda etsek de 2015 yapımı “Creed: Efsanenin Doğuşu” filmi bize henüz her şeyin bitmediğini göstermiş oldu. Yeni halkanın ilk filmi olarak nitelendirebileceğimiz Creed: Efsanenin Doğuşu, Sylvester Stallone’nin senaryosunu kaleme almadığı ilk Rocky filmi olma özelliği de taşıyordu. Kafamda “acaba”ların olduğu ve Ryan Coogler’ın yazıp yönettiği film, bize hem Rocky’nin devam eden hikayesini anlatıyor hem de yeni bir hikaye sunuyordu.

Öncelikle Rocky Balboa’nın efsane rakibi Apollo Creed’in gayrimeşru bir çocuğu olduğunu öğrenmiştik. Adonis, çocukluğunu yetimhanede geçiren iyi bir çocuk olmasına rağmen kavgacı kimliği yüzünden sürekli disipline edilmeye çalışılan biriymiş. Apollu’nun dul eşi Mary Anne vicdan yapmış olacak ki kendinisi evlat edinmiş ve ona görece daha iyi bir hayat şansı tanımış. Ancak Adonis’in kavgacı kimliği onu babasının izinden gitmeye sevk etmiş. İçinde yaşadığı öfke, onu babası gibi bir boksör yapıp çıkarmış. Babasının adının kendisine sağlayacağı kolaylıkları ve belki de onun adının altında ezilmek istemeyişi Adonis’i Meksika’ya sürüklemiş. Buralarda Adonis Johnson olarak kendini kanıtlamaya çalışsa da bunun ona yeterli gelmediğini ve soluğu Philadelphia’a da aldığını görmüştük. Tam bu noktada eski dotumuz Rocky bizi karşılamıştı. Küçük restoranında kendi yağında kavrulan emekli dostumuza Adonis, kendisini çalıştırma teklifinde bulunmuş ancak o bunu reddetmişti. Sonrasında zaten bu sürecin çok da uzun sürmeyeceğini anlamıştık ve “amcası” Adonis’i çalıştırmaya başlamıştı.

Coogler, ilk Rocky (1976) filmindeki tüm formülü bu filme çok iyi uygulamış ve bana ilk filmin tadını yeniden aldırmayı başarmıştı. Creed, bence karakter gelişimi ve derinliklerinin iyi verildiği bir filmdi. Adonis Johnson Creed’e hayat veren Michael B. Jordan’ın yıldızlaştığı filmde Stallone’nin de çok iyi bir iş çıkardığını söylemek gerekiyor. Hatta bu performansı 88. Akademi Ödülleri’nde “En İyi Yardımcı Oyuncu” dalında aday gösterilmesini sağlamıştı.

Yeni halkanın ikinci filmi olan “Creed II: Efsane Yükseliyor”da ilk dikkati çeken yönetmenin ve senaristlerin değiştiği oluyor. Yönetmenliğini Steven Caple Jr.’ın yaptığı filmin senaryosu ise Sylvester Stallone ve Juel Taylor’a emanet.

Adonis Creed, “amca” Rocky’nin de yardımıyla ağır siklette altın madalyaya uzanır. Diğer taraftan kız arkadaşı Bianca ile ilişkilerini resmiyete dökmek ister. Artık hayatında yeni bir sayfa açmak isteyen Adonis, Philadelphia’dan taşınır ancak onu büyük bir sürpriz beklemektedir. Dünya ağır siklet boks şampiyonu ünvanını elinde bulunduran Adonis, ünvanını korumak için ona meydan okuyan Viktor Drago’yu yenmek zorundadır.

Viktor Drago, babasını ringde öldüren Ivan Drago’nun oğludur. Ivan, Rocky ile yaptığı unvan maçını (Rocky IV) kaybettikten sonra Rusya’da yaşayamamış ve Ukrayna’da oğluyla hayata tutunmaya çalışmaktadır. Hayattaki tek arzusu ise intikamdır. Rocky’ye kaybettikten sonra kariyeri sona eren Ivan, oğlu Viktor’un Adonis’i yenmesiyle halkının, hükümetinin ve kendisini terk eden karısının gözünde kaybettiği değeri yeniden kazanacağını düşünmektedir. Viktor ise adeta babasının intikam arzusunu yerine getirmek için yaşamaktadır. Onun bu arzusunu yerine getirip kaybolan yıllarını geri almak istemektedir.

Adonis için de durum çok farklı değildir. O da babasını ringde öldüren adamın oğlunu yenmek ister. Tekrar gidip Rocky’nin kapısını çalar ancak maçı kabul etmemesi ve bunu unutması cevabını alır. Daha sonra beklenildiği gibi Rocky, Adonis’i kendi bildiği yöntemlerle çalıştıracak ve maça hazırlayacaktır.

“Creed II: Efsane Yükseliyor”un en dikkat çekici yanı, seride ilk kez karşı tarafın da hikayesine yönelmiş olmaları. Az da olsa karşı tarafın neler hissettiği, neler yaşadığı bize geçirilebiliyor. Bu durum özellikle Ivan ile Rocky’nin ilk karşılaştığı sahnede her iki eski boksörün içinde bulunduğu yalnızlık duygusunu bize iyi vermelerini sağlıyor. Ben bu durumu, Stallone’nin senaryodaki etkisi olarak görüyorum. Bunun dışında dövüş sahnelerinde kullanılan çekim tekniğinin ilk film kadar olmasa da başarılı olduğu söylenebilir.

Nasıl ki ilk Creed filmi ilk Rocky filmindeki tutan formülü kullanmışsa ikinci Creed filmi de dördüncü Rocky filmindeki formülü kullanıyor. Rocky IV ile aralarındaki en belirgin farkın; o filmin soğuk savaş döneminin Amerikan propagandası olması, bu filmin ise o kadar aşırıya kaçmayıp bunu daha örtülü bir şekilde yapması diyebiliriz. Diğer taraftan filmin temposunda ciddi düşüşler yaşanıyor ve bu durum yer yer sıkılmanıza neden olabiliyor. Ben bir ara dövüşün bir an önce başlamasını istedim! İlk film kadar tempolu ve iyi bir film izleyemesek de bu, Creed II: Efsane Yükseliyor’u kötü bir film yapmıyor. Rocky, ilk filmdeki kadar ön planda değil ama onun bu son hikayesini izlemek benim gibi seriyi sevenler için hafif duygusallık içerebiliyor. Büyük beklentilere girilmeden izlenebilecek iyi bir seyirlik diyebiliriz.

Herkese iyi seyirler.

Kimler Neler Demiş?

Bir Cevap Yazın