Fences

Başarılı bir tiyatro oyunu, aynı başarısını beyazperde de gösterebilir mi? Aslında bunun birçok örneğini gördük. Sinematografik açıdan bazı riskler içerse de bize iyi bir hikâye veren oyunun başarılı olmaması için hiçbir sebep yok. “Fences” için de aynısını söyleyebiliriz.

“Fences”, oyunu ile August Wilson’a 1987 yılında Pulitzer Ödülü getirmiş ve oyunu sinemaya uyarlamasına rağmen ölümünden ancak 11 yıl sonra sinemaya aktarılabilmiş bir film. Aynı zamanda Denzel Washington’ın üçüncü yönetmenliği olan film 89. Akademi Ödüllerinde “En İyi Film”, “En İyi Erkek Oyuncu”, “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ve “En İyi Senaryo” olmak üzere 4 dalda aday gösterildi. Washington ile başrolü paylaşan Viola Davis “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünün sahibi oldu.

1950’lerin Amerika’sında geçen film, çöp toplayıcılık yaparak ailesini geçindirmeye çalışan Troy Maxson’ın hikayesine odaklanıyor. Troy, 2. Dünya Savaşı’nda kafa travması geçiren ve zihinsel engelli olan kardeşi Gabriel’e devletin vermiş olduğu parayla alınmış olan evde eşi Rose ve oğulları Cory ile birlikte yaşamaktadır. Troy, siyahi ayrımcılık yüzünden gençliğinde çok iyi bir beysbol oyuncusu olmasına rağmen profesyonel olamamış ve bu durumun hissettirdiği olumsuz duygudan hiçbir zaman kurtulamamıştır.

İşyerinde beraber çalıştığı Bono ile yıllar önce düştüğü hapiste tanışmış ve kendisine beysbolu sevdirmiştir. Ancak yaşadığı ayrımcılığın oluşturduğu hayal kırıklığı yüzünden oğlu Cory’nin Amerikan Futbolu oyuncusu olmasını istemez. Potansiyeli olan ve iyi bir koleje gidebilmesini sağlayacak olan yeteneği ile Cory, babasına isyan eder ancak Troy bu konuda çok katıdır. Dahası oğluna olan davranışları zalimcedir. Troy, oğlunun geleceği için okul yönetimin görüşme talebini reddeder ve oğlunun neden kendisi gibi bir işte çalışması gerektiğiyle alakalı nutuk çeker. Diğer yandan Bono, evin arka bahçesinde çit yapmakla meşgul olan arkadaşı Troy için endişelidir ve ona tavsiyeler verir. Rose ise kocasının tutumlarını onaylamasa da 18 yıl olduğu gibi hep yanında olmuş, kendi hayatını da hiç yaşayamamıştır. Evliliği boyunca Troy’un gölgesi olmuş ve hayatta ne zorluk çekiliyorsa hep beraber göğüslemiştir. Ancak bir gün Troy’un çıkıp hayatında başka bir kadın olduğunu ve ondan bir de bebek beklediğini söyler. Rose için hiçbir şey hiçbir zaman kolay olmamıştır ve yine olmayacaktır.

Filmin en dikkat çekici yönü kuşkusuz diyalogları oluyor. Diyalogların fazla tiyatral olması zaman zaman bir sinema filmi değil de tiyatro oyunu izlendiği hissi oluşturabilir. Belki de bu tiyatral hava film için özellikle istenen bir durumdur. Yine de bu durum Fences’i kötü bir film yapmıyor. Dahası Troy Maxson’a hayat veren Denzel Washinton’ın ve Rose Maxson’ı canlandıran Viola Davis’in üst düzey performansları Fences’i bir tık üste çıkartmayı başarıyor. Oyunculara değinmişken hatırlatmakta fayda var. Her iki oyuncu da 2010 yılında Broadway’de sahnelenen Fences oyununda yer almış ve Tony Ödülü ile de performansları taçlandırılmıştı. Aynı zamanda filmin yönetmenliğini üstlenen Denzel Washington’a ayrı bir parantez açmak gerekiyor. 2002 yapımı Antwone Fisher ve 2007 yapımı The Great Debaters’tan sonra Fences’in de üstesinden başarıyla geldiğini söyleyebiliriz.

Çitlerin aynı zamanda metaforik bir anlamı olduğu Fences, izleyenlere iyi bir aile dramı sunmayı başarıyor. Konu olarak olağanüstü bir tarafı olmayan ancak tek mekân çekimleri ve oyuncuların performanslarıyla kaçırılmaması gereken bir drama olduğu söylenebilir.

Herkese iyi seyirler.

Orijinal İsmi: Fences

Vizyon Tarihi: 25 Aralık 2016

Süre: 139 Dk.

Tür: Dram

Yapım: A.B.D. 2016

Kimler Neler Demiş?

Bir Cevap Yazın