İkiz Bedenler

Tess Gerritsen’in kaleme aldığı Rizzoli & Isles serisinin dördüncü halkası olan “İkiz Bedenler”, bir solukta okunan ve polisiye gerilim türünü seven okurların ziyadesiyle tatmin olacağı bir roman. Öyle ki ben seriyi sırasıyla okuyanlardanım ve açık söylemek gerekirse serinin birinci halkası olan “Cerrah”la kıyaslamamak mümkün değil. Çünkü olay örgüsü ve olayların gelişmesi ile gerilimin gittikçe artması ilk kitapla nerdeyse aynı diyebilirim. Elbette Cerrah, Tess Gerritsen denilince ilk akla gelen kitaptır ancak ben bu kitabı ayrı bir sevdim.

Konusuna gelecek olursak, Adli tabip namı diğer Ölüm Kraliçesi Maura Isles’ın, Avrupa seyahatinden döndükten sonra yaşananları anlatıyor. Isles’ı havaalanından evine geldiğinde bir sürpriz beklemektedir. Öyle ki evinin önünde bir kadın öldürülmüştür. Bu cinayetin bir özelliği var. Çünkü öldürülen kadın Maura’ya o kadar benzemektedir ki herkes ölen kadını başta o sanmıştır. Bu yüzden olay yerinde Jane Rizzoli ve ilk kez “Günahkar” da karşımıza çıkan Peder Brophyde bulunmaktadır. Rizzoli, “Günahkar”dan da hatırlanacağı üzere hamiledir ve 8. ayını doldurmak üzeredir. Buna rağmen soruşturmanın her anında vardır. Kadının kimliğine ulaşırlar. Kadının ismi Anna’dır ancak soyadını kısa süre önce değiştirmiştir. Ona Ballard adında bir dedektif yardım etmiştir. Sebebi ise eski sevgilisinin tacizleridir. Ballard da boşanmış bir kızı olan ortalama bir karakterdir. Diğer taraftan Anna’nın kim olduğunu ve Maura ile olan benzerliğini bilmektedir. Gerçek yavaş yavaş ortaya çıkar. Anna ve Maura anneleri tarafından bir aracı yoluyla ayrı ailelere evlatlık verilmişler. Diğer taraftan Maura, Anna’nın en son kaldığı Maine’deki eve gider. Çünkü Anna’nın son zamanlarda ne yaptığını merak etmektedir.

Rizzoli de araştırmalarına devam eder ve Maura ile Anna’yı evlatlık veren kadını bulur. Ancak Amalthea adındaki kadın 5 yıl önce işlediği cinayetler sebebiyle hapistedir ve akli dengesi yerinde değil gibidir. Maura gittiği Maine’de ilginç bir hadise yaşar. Önce gece kendi kaldığı odayı dışardan birinin gözlediğini fark eder sonra da arazi çalışması yapan işçilerin kemik bulmasıyla olaya dahil olur. İki ayrı noktada kadın ve erkek cesedine ait kemikler bulunur. Yaptıkları incelemede kadının hamile olduğunu farkederler ancak bebeğin kemiklerine rastlamazlar. Bu hadisenin 45 sene önce yaşandığı ve kurbanların kim olduklarına ulaşırlar. Maura, kendisini evlatlık veren kadınla yüzleşir. Kadın ona artık tehlikede olduğunu ve öleceğini söyler. Maura pek dikkate almaz ancak arabasına kardeşi Anna’nın arabasındaki pençe izinin aynısının yapıldığını görünce paniklemesi gerektiğini anlar. Gerçekler gün yüzüne çıktıkça da kitapta gerilim artar. Çünkü Maine’deki evde yapılan incelemelerde orada da cinayet işlendiği ve 45 yıl önce Maura’yı evlatlık veren kadının, kuzeninin ve amcasının o evde yaşadığı ortaya çıkar. Soruşturma 45 yıl öncesinden kayıp ihbarı yapılan hamile kadınlara yönelir ve kayboldukları yerlerin haritası çıkarılır. Harita tam bir döngü halindedir ve döngü yeniden soruşturmanın başladığı yere gelmiştir. Kayıp hamile kadın ihbarı soruşturulur ve evet hamile bir kadın kayıptır. Gerilim artarak devam eder.

Aslında kitapta 3 ayrı hikaye yer almakta. Elbetteki esas hikaye Maura’ya ait. Ancak kitabın başında ve belirli bölümlerinde 2 ayrı hikayeden daha bahsedilmekte. İlki Elijah adında liseli bir gençle ilgili. İkincisi ise hamile bir kadın olan Mattie ile alakalı. Bu hikayeler kitap ilerledikçe puzzle parçaları gibi yerine oturmakta ve bu durum hikayeye ayrı bir heyecan katmakta. Kabul etmek gerekir ki ben kitabı okurken bazı bölümlerinde sıkıldım. Özellikle Maura’nın erkeklere takıntısı ve yakınlaşma arzusunun bu kadar göze sokulmasını çok da anlayamıyorum. Kadın kendi hayatıyla ilgili şoke eden gerçekler öğreniyor ama kendisine yakınlık kuran erkeklere karşı da sürekli bir çekim halinde. Bu durumu “Günahkar”da da görüyoruz. Tess Gerritsen hikayelerinde romantizmi serpiştirmeyi seviyor ama böyle bir hikaye içerisinde de fazla sırıtıyor. 

İlk iki kitapta Rizzoli ve Maura’yı çok da fazla görememiştik. Serinin ikincisi olan “Çırak”ta Rizzoli daha bir ön plana çıkıyordu. 3. ve özellikle 4. kitapta Maura’nın hikayesine ciddi bir şekilde yöneliyoruz. Rizzoli’yi de bu süreçte daha iyi tanıyoruz. Ben açıkçası Rizzoli’nin ön planda olmasını daha çok tercih ederim. Ama serinin daha çok kitabı olduğunu düşünürsek önümüzdeki bölümleri de merakla okumayı bekliyorum. 

Künye

Orjinal Adı: Body Double

Orijinal Dil: İngilizce

Yayın Tarihi: Ağustos 2004

Türkçe Yayınevi: Doğan Kitap

Türkçe Yayın Tarihi: Temmuz 2018

Çevirmen: Özge Onan

Yorumlar

Bir Cevap Yazın