Yeşil Rehber

Bazı filmlerin insana klişe gibi geldiği olur. Hatta sıkılır, yarıda bırakmak istersiniz. Yeşil Rehber, insana klişe gibi gelen ancak insanı kesinlikle iyi hissettiren bir film olmayı başarıyor. Üstelik katıldığı her festivalde izleyicinin favorisi olmayı da başarmış bir film.

Yeşil Rehber, her biri komedi klasiği haline gelmiş “Ah Mary Vay Mary” ve “Salak ile Avanak” gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan Farrelly kardeşlerden Peter Farrelly’nin tek başına üstlendiği gerçek bir hayat hikayesine dayanıyor.

1960’ların Amerika’sında geçen film, İtalyan kökenli bir Amerikalı olan Tony “Lip” Vallelonga ile Afro-Amerikalı Dr. Don Shirley’in turne için Amerikan’ın güney eyaletlerine yaptıkları seyahati konu alıyor.

Filmin adı ise 1930’lardan 1960’lara kadar güncellenmiş olan bir rehberden geliyor. Rehber, Amerika’nın güneyine seyahat edecek olan siyahiler için adeta bir can simidi göreve görmektedir. Çünkü o dönem, güney eyaletlerde psikolojik ve fiziksel şiddete varan ırkçılığın yoğun olarak görüldüğü yıllardır. Rehberde, siyahileri kabul eden otellerin, restoranların ve işletmelerin listesi vardır.

Tony Vallelonga, New York gece kulüplerinde ve Copacabana’da bar fedaisi olarak çalışan, çeşitli üçkağıtlarla da bir şeyler kazanıp ailesini geçindirmeye çalışan sert, sorunları halletmek için fiziksel şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir adamdır. İşsiz kaldığı dönemde bir doktorun işçi aradığını öğrenir ve başvurmak üzere doktorun adresine gider. Ancak karşısında bir doktor yerine Afro-Amerikalı bir müzisyen bulur. Don Shirley, caz ve klasik Avrupa müziğini kendi tarzını ve potansiyelini ortaya koyarak harmanlamış bir piyanisttir. İş ise, Shirley’in güney eyaletlerine yapacağı turnede şoförlüğünü ve asistanlığını yapmaktır. Tony işi mecburen kabul eder ve yolculukları başlar.

Yolculuğa çıkmadan önce Tony’i evine gelen iki siyahi tamircinin kullandıkları bardakları çöpe atarken görüyoruz. Ancak iş görüşmesi sırasında ve yolculuk sırasında Tony’nin kendisini Don’dan üstün gördüğünü belli eden bir davranışını göremiyoruz. İkisi arasındaki zıtlığın temelini ırksal nedenler oluşturmuyor. Tony, sigara içen, fütursuzca yiyen, önemsiz olarak gördüğü küçük suçları işlemekten sakınmayan sert bir adam. Don ise üniversite mezunu, pahalı ve şık takım elbiseler giyen, üst sınıfa hitap eden diliyle tam bir beyefendi. Tony, ırkçılık konusunda en uçlarda gezen biri değildir aslında. Onun ırkçılığı, sorgulanmış ve üzerinde düşünülerek edinilmiş bir yargı temeline oturmuyor. Bu yargısını kıran da özellikle Don’un müziği oluyor. Tony klasik müzikten anlamasa da Don’un piyano çalışını izledikten sonra ona hayran kalıyor. Aralarındaki dengeyi sağlayan ise Don’un naifliği ve kırılganlığı oluyor. Don, aslında güney eyaletlerine turne yaparak ırkçılığa meydan okuyor ve karşı çıkışını göstermek istiyor. Ancak, son derece lüks mekanlarda şık gecelere katılıp sanatını icra edebilmesine rağmen o gecelerde aynı masalara oturup yemek bile yiyemiyor. Önyargıların aşılamadığını görmek Don’un cesaretini bir kez daha gözler önüne serilmesini sağlıyor. Bir süre sonra aralarındaki bu denge, Tony’nin Don’un şoförlüğünü yapmasından onun arkasını kollamasına ve ona destek olmasına dönüşüyor. Bununla beraber her ikisinin de birbirinde bir şeyler öğrenebildiğini izliyoruz. Bir taraftan Don, Tony’nin dayanılmaz kabalığını törpülemeye çalışırken karısına yazdığı mektupları zarif birer aşk mektubuna çeviriyor. Diğer taraftan Tony, Don’a Amerikan gerçeğini ve hayatını öğretiyor.

Film, yumuşak geçişleriyle bize kendini sevdirmeyi başarıyor. İki zıt karakterin yolculuk boyunca geçirdikleri gelişim de buna destek oluyor. Bu nokta, filmi klişeler arasına sokuyor olabilir ancak yolculuk boyunca aralarında geçen eğlenceli diyaloglar, ikilinin arasındaki ilişkinin dinamiği ve belki de en önemlisi karakterleri canlandıran oyuncuların performansı filmi üst seviyeye çıkartıyor. Don Shirley’e hayat veren Mahershala Ali’nin performansı göz kamaştırıcı. Diğer taraftan Tony Vallelonga’yı canlandıran ve gösterdiği performansla Viggo Mortensen’e ayrı bir parantez açmak gerekiyor.

Ele alınan ağır konuyu, gayet eğlendirici ve akıcı bir şekilde bize sunan senaryonun gücü yadsınamaz. Senaristlere baktığımız zaman filmin ana karakterlerinden Tony Vallelonga’nın oğlu Nick Vallelonga’nın da adını görüyoruz. Filmin diğer senaristleri ise aynı zamanda filmin yönetmeni olan Peter Farrelly ile Brian Hayes Currie.

91. Akademi Ödül Töreni’nden “En İyi Film” dahil 3 ödülle döndüğünü belirtmek gerekiyor. Diğer ödüller ise “En İyi Orijinal Senaryo” ve “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” dalında.

Herkese iyi seyirler.

Orijinal İsmi: Green Book

Vizyon Tarihi: 30 Kasım 2018

Süre: 130 Dk.

Tür: Biyografi, Dram

Yapım: A.B.D. 2018

Kimler Neler Demiş?

Bir Cevap Yazın